1 Temmuz 2009 Çarşamba

Din ve Muhasebe

DİN VE MUHASEBE

Genellikle Cuma hutbelerinde imam efendilerin minberden atlayacakmış gibi söyledikleri “kendi kendinizi hesaba çekiniz”, “akşam yastığa başınızı koyduğunuzda günün muhasebesini yapınız” gibi sözler beni her zaman tebessüm ettirmiştir.

Kişi; şüphesiz ki, kendini hesaba çekmelidir. Bunun yanlış bir tarafı yok. Fakat tebessüm etme nedenimi söyleyince siz de aradaki zıtlığa aynı şekilde karşılık vereceksiniz.

Biz muhasebeciler, mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler olarak devlet ile mükellef arasındaki dengeyi gözetirken kantarın topuzunu biraz kaçırıyoruz. Şüphesiz ki, kaçırmayanlar vardır. Sözüm kaçıranlara…

Nasıl mı? Vergi dediğimiz ne kadar adaletten uzak olsa da netice de dinimizde otoriteye karşı çıkılamayacağı öğütlendiği için ödemekle yükümlü olduğumuz tutarlardır. Ve yasa bunu emrettiği için aynı zamanda Amme Hukuku’dur. Yani herkesin hakkı vardır. Misal; ben vergi kaçırıyorum. Yani yetmiş milyonun hakkına giriyorum.

İmam efendi minberden atlasa yeridir, değil mi? Yapmayan var mı?!?

İnanın yastığa başımı koyduğumda bunları da düşünüyorum ve Allah’ın büyüklüğünün sınırı olmadığını da düşünüyorum.

En büyük muhasebeci Allah’dır. Düşünsenize bitkilerin, hayvanların, insanların sayısını, kum tanelerinin, yıldızların sayısını… Yani stoklar birebir tutuyor. Envanter tam zamanlı. Kim kimin hakkını yiyor, kim işçilerin hakkını yiyor, kim vergi kaçırıyor, kim benzinin sahtesini satıp kaç kişinin arabasını bozuyor, kim kaldırım taşlarını söküp polise atıyor, hepsi net. Kim kimin hakkına tecavüz etmiş ise hesap verecek. Yani denetim. Bir nevi vergi denetmeni. Değil mi, ya!

Hesap vereceğiz. Hem de ne hesap. Her aldığımız nefesin, her attığımız adımın hesabını…

Allah, hesabını doğru ve düzgün tutanlardan eylesin. Hakkı gözeten, koruyup kollayan ve adil olanlardan eylesin.

Amin.


Mücahit YEMENİCİOĞLU