24 Aralık 2009 Perşembe

Genel Kur(gu)may

Merhaba,

Her geçen gün bir enteresanlıkla karşılaştığımız ülkemizde bir yenisi ile karşılaşmak bizi pek de şaşırtmadı.

İşin ilginç tarafı -afedersiniz ama resmen yalama olmuş- suikast haberlerine olan tepki! Sıradanlaşan, onca bulguya rağmen inandırıcı olunamayan, suça karışanları koruyup, aba altından sopa gösterircesine Yargı'nın kibarca uyarılması gibi vs. vs...

Ve maalesef bütün bu işlerin içinde Türkiye'nin en güzide kurumu olan TSK'nın bir izi olması!

Ayrıca bıkkınlık veren bir durum daha söz konusu ki; o da, Genel Kur(gu)may'ın kılıf arama telaşı!

Ordumuz elbette olacak. Elbette en güçlü ordulardan hatta en güçlüsü olacak. Ancak vergisini kullandığı halkın ve seçmiş olduğu vekillerin sözünde durmak kaydıyla...

"Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" değil, "Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu" olacak!

Ordu haddini bilecek!

Ben vergisini ödeyen bir vatandaş olarak, benim paramla bana sert yapan bir ordu istemiyorum. Benim paramla alınan geminin güvertesinde kimse bana efelik yapamaz!

Önce kurguladığı, yaptığı, işlediği ile ilgili hesap vermesini bilecek! Yani alnı açık olacak, açık...

Fikir mi?

Derhal Savunma Bakanlığı'na bağlanmalı, Genel Kurmay. İşlenilen tüm siviller ile ilgili suçlar sivil yargıya hesap verecek hale getirilmeli.

Ve ben olsam, Savunma Bakanı'nı da bayan yaparım!

Su, şüphesiz ki akarını bulacak!

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Din ve Muhasebe

DİN VE MUHASEBE

Genellikle Cuma hutbelerinde imam efendilerin minberden atlayacakmış gibi söyledikleri “kendi kendinizi hesaba çekiniz”, “akşam yastığa başınızı koyduğunuzda günün muhasebesini yapınız” gibi sözler beni her zaman tebessüm ettirmiştir.

Kişi; şüphesiz ki, kendini hesaba çekmelidir. Bunun yanlış bir tarafı yok. Fakat tebessüm etme nedenimi söyleyince siz de aradaki zıtlığa aynı şekilde karşılık vereceksiniz.

Biz muhasebeciler, mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler olarak devlet ile mükellef arasındaki dengeyi gözetirken kantarın topuzunu biraz kaçırıyoruz. Şüphesiz ki, kaçırmayanlar vardır. Sözüm kaçıranlara…

Nasıl mı? Vergi dediğimiz ne kadar adaletten uzak olsa da netice de dinimizde otoriteye karşı çıkılamayacağı öğütlendiği için ödemekle yükümlü olduğumuz tutarlardır. Ve yasa bunu emrettiği için aynı zamanda Amme Hukuku’dur. Yani herkesin hakkı vardır. Misal; ben vergi kaçırıyorum. Yani yetmiş milyonun hakkına giriyorum.

İmam efendi minberden atlasa yeridir, değil mi? Yapmayan var mı?!?

İnanın yastığa başımı koyduğumda bunları da düşünüyorum ve Allah’ın büyüklüğünün sınırı olmadığını da düşünüyorum.

En büyük muhasebeci Allah’dır. Düşünsenize bitkilerin, hayvanların, insanların sayısını, kum tanelerinin, yıldızların sayısını… Yani stoklar birebir tutuyor. Envanter tam zamanlı. Kim kimin hakkını yiyor, kim işçilerin hakkını yiyor, kim vergi kaçırıyor, kim benzinin sahtesini satıp kaç kişinin arabasını bozuyor, kim kaldırım taşlarını söküp polise atıyor, hepsi net. Kim kimin hakkına tecavüz etmiş ise hesap verecek. Yani denetim. Bir nevi vergi denetmeni. Değil mi, ya!

Hesap vereceğiz. Hem de ne hesap. Her aldığımız nefesin, her attığımız adımın hesabını…

Allah, hesabını doğru ve düzgün tutanlardan eylesin. Hakkı gözeten, koruyup kollayan ve adil olanlardan eylesin.

Amin.


Mücahit YEMENİCİOĞLU